10 February 2010

Hiç

Ne kadar da dolu bir ay şubat ayı. Eskiden de çabuk ve dolu geçerdi ama bu sefer başka gibi..
Babam var artık şubat ayında. O'na ait oldu bu ay. Gerçekten korkuyorum şubatın "o" günü geldiğindeki halimden. İlk yıl daha bu.. Onsuz geçirdiğim -çok zamanlar olamadı yanımda ama varlığı yetmez mi ki insana- ilk senem.. Tam bir yıl.
O kadar büyük bir şey ki bu.. Yazmak, bağırmak, ona buna patlamak, içinde kaybolmasını beklemek, mantıklı gelebilecek her yol çaresizlikten başka bir yere götürmüyor insanı.
Acı.. Hiç yaşamamıştım böylesini. Ölümünde değil, bu bir yıl içinde..
17. yaş günüm ben ağlarken başladı mesela.. Yeni yılda sarhoş olmaya çalıştım. Oldum da.. Evet ondan başka hiçbir şey yoktu aklımda.. 2010'a da ağlayarak girdim kısaca. Teyze oldum ocak ayının 21'inde. Babamın gitmesinden tam 11 ay sonra.. Adını o koydu ama, Çınar. Minik oğlum o benim.. Her baktığımda canımı yakan minik oğlum.. Her baktığımda, kafamdan binlerce "keşke" geçiyor. Boş cümleler olması beni daha da sürüklüyor "hiç"liğe..
Bir sene öncesini hatırlıyorum. Sevgililer gününde aramıştım onu halsizdi sesi ama konuşabilmiştim. Bir gün sonra da yanına gitmiştim, hastaneye. Hiç düşünmemiştim çok uzun süre bir daha hiç göremeyeceğimi..
Ablam sordu "o" gün görmek isteyip istemediğimi.. Göremedim. Doğru olan ne yapmaktı hala bilmiyorum ama ben seslendiğimde, öptüğümde uyanmayacağını bildiğim babamın yanına gidemedim.

Evet, bütün bir yılım anlamlı anlamsız çoğu zamanda onu anarak, daha doğrusu ağlayarak geçti. Bunu istemezdi sanırım ama yokluğunda yapabilecek gerçekten başka bir şey yok..
Seni çok seviyorum baba, özür dilerim...

"Geçip giden zamanları bir yerlerde bulsam.. Sonra üzülsem, üzüldüğüme üzülsem.. Gözyaşıma dalıp dalıp seni hatırlarım.."