30 June 2013

Yalanlar

Seni hiç özlemedim. (23:14)
En çok üzüldüğüm şey kimsenin beni gerçekten anlayamıyor oluşu. Herkesin söyleyecek bir şeyi var elbette. Ben de kendimi duymak istemediğim için çok fazla dinliyorum insanları. Ama kimsenin lafına aldırış edemiyorum da bir yandan. Dediğim gibi herhangi birinin bütün bu süreci, beni, hissettiklerimi anlama ihtimali yok. Üzülüyorum buna çünkü sen olsaydın beni anlardın. Beni, bana anlatırdın. Bir şey söylememe gerek kalmadan yüzümden, bir bakışımdan her şeyi anlardın.
Diğer taraftan da ben kimsenin davranışını anlayamıyorum. Kim, neyi, ne amaçla yapıyor, ne düşünüyor anlam veremiyorum. Halbuki benim, senin ne düşündüğünü, hislerini anlamam için koca gözlerine bir kere bakmam yeterdi. Kafandaki her şey bana akardı senden.
İşte uzun zamandır anlayamadığım ve anlaşılamadığım bir dünyaya tıkılıp kaldığım için mutsuzum. Yoksa seni hiç özlemedim. (23:20)
Bu düşüncenin bir ileri hali ise bundan sonra hep bu dünyada yaşamak zorunda olduğumu hissetmem. Çünkü sen yoksun. Konuya artık daha sakin bakıyorken özellikle, ne kadar çok olmanı istesem de yoksun. Ve bu da demek oluyor ki bir daha kimse beni anlayamayacak, gerçek Güneş'i kimse göremeyecek. Ben de boşu boşuna görmelerini istemeyeceğim. Biliyorum ki gerçek seni de benden başka görecek bir insan yok bu dünyada. Ama hayır, gerçek seni de zaten hiç özlemedim. (23:23*)
Bir sonraki düşünce silsilesi ise "neden" başlığıyla çıkıyor karşıma. Bu başlık altında sorabileceğim yüzlerce soruyu yumurta kafam kendi kendine soruyor ve bu da her gün bir tahta parçamı daha alıyor benden. Soru demişken tabi merak ettiğim de bir o kadar şey var. Mesela evimize başkasını soktun mu? Bu tarz soruları da kendime sormazsam eğer eksilere düşmüş huzur seviyem en azından biraz kendini toparlayabilir diye düşünüyorum ama henüz bir çare bulamadım. Hep aynı şeyleri de dert ediyor değilim. Yeni sorularım da var, mesela şimdi Bolu'dasın ve daha önce bahsettiğin etkiyi yaratan odada mı uyudun, yine elin telefonuna gitti mi? Yani beni, benimle konuşmayı özledin mi? He, bana sorarsan ben tabii ki seni hiç özlemedim. (23:35)
Çözüm bulma aşamasına geldiğimdeyse yapmam gerekenin çok net bir şekilde farkına varıyorum: zaman makinesini icat etmek! Henüz karar veremediğim nokta ise geleceğe gidip ne işler karıştırmışız veya karıştırmamışız diye bakıp, geri döndüğümde bunun -iyi ya da kötü- verdiği rahatlıkta yaşamayı mı tercih edeceğim yoksa 14 yaşıma gidip bir daha şu ana hiç dönmeyecek miyim... İlk seçenekteki riski alamam sanırım ama dediğim gibi henüz bir karara varmış değilim. İkincisini yaparsam iki küçük çocuk olacağız tekrar ama nasıl olsa ben küçük seni de hiç özlemedim. (23:45)
O kadar özlemedim ki seni ne yazdığın şeylere, ne de fotoğraflarımıza bakıyorum. Bakamıyor olmakla ilgilisi yok ya gerek duymuyorum. Hem bakmazsam eğer kaçamazlar bir yere. Bir kutuya -kalp şeklinde evet- ve bir dosyaya kapatılıp hiç değişmeden öyle kalabilirler. Ama itiraf edeceğim dün çerçevenin içindeki fotoğrafın arkasına baktım. Üstüne de kaydettiğim ekran görüntülerinden sadece bir geceye ait olanı okudum. Ben Kayseri'de hasta olmuş uyuyorken yazdıkların denk geldi. Tabii ki de ağlamadım, seninle konuşmak istemedim ve seni hiç özlemedim. (00:00*)
Doğru, kabullenmek hiç bana göre bir şey olmadı. Şimdi de değil zaten. Kendi doğrularım, düşündüklerim bana bunları yaptırıyor. Benim beynim dışında dönen her şey bunun aksinin olmasını gerektiğini işaret ederken hem de. Ama fark ettim ki sen aynısın. Aptalca o kadar çok şey söylemek istedim ki sana, nasıl yapmadığımı bilmiyorum. Saçma bir şekilde 'önce ben sordum' dedikten sonra beynim yandı, hiçbir şey olmamış gibi 4 aydır başımdan geçen her şeyi anlatıp sonunda da seni nasıl hiç özlemediğimi söylemek istedim. (00:14)
İyi ki yapmadım mı, keşke yapsaydım mı diye düşünüyorum bilmiyorum. Ama objektif oluyorum, duruma bakacak olursak artık sessiz kalmam en iyisi galiba. Kafamın içinde o kadar çok seslendim ki sana sesim kısıldı. Yazmak zorunda kaldım bu sefer. Özellikle egosundan güç alan biri olarak, gücümün yetmediği bir şeyle karşılaşmış olduğumu düşünmek git gide düşürüyor gardımı.
Özetle sensiz yaşamak konusunda artık tam bir uzmanım, zaten hiç de zorlanmamıştım. (00:25)
Seni ve senin varlığınla gelen aidiyet hissini de hiç özlemedim, varlığına ihtiyaç duymuyorum. (00:27)
Tahmin edeceğin üzere etrafımda benimle 'konuşmak' isteyen fazlasıyla insan var ama onlarla konuşmayı pek tercih edemiyorum. Aynı şekilde seninle de konuşmayı hiç istemiyorum. (00:29)
Gelecek hakkında hiçbir endişem yok, gerçek aşk denilen şeyi bulacağıma ve onun sen olmadığına adım gibi eminim. (00:31)
Bir daha kimseyi seni sevdiğim kadar sevemeyeceğimi hiç düşünmüyorum. (00:32)
Bir daha kimsenin beni, senin beni sevdiğin kadar saf, gerçek ve büyük sevemeyecek olmasından hiç korkmuyorum. (00:34)
Bütün bunların geride kalmasını ve biz yine Masal Evi'nde oturup ne saçma şeyler yapmışız diye üzülürken birbirimizi teselli etmeyi katiyen istemiyorum. (00:37)
Bunları hatırlayıp yazarken şimdi tabii ki de ağlamıyorum. (00:39)
Zaten şimdi de seni sevmiyorum. (00:46)
Ve sevgilim, seni hiç ama hiç özlemedim. (00:50)