01 February 2014

8.

Korktuğun başına geldi. İşte blogumda bir yazı daha seni küçük panda. Aslında böyle bir şey yapmak aklımın köşesinden bile geçmiyordu. Bugüne kadar da böyle bir durumda hiç yapmadım zaten. Şimdi yazarsam, Eralp kızar belki tekrar konuşmaz benimle dedim. Sonra kendime sinirlendim 'ne demek konuşmaz bir daha benimle' diye, asıl bütün bunlardan sonra benim seninle zaten aylar önce konuşmamam gerekiyordu. O yüzden ne düşündüğünü asla umursamadan kendi istediğimi yapıyorum uzun zaman sonra. Senden farklı olarak dürüst davranıyorum en azından. Birkaç hafta önce bana arkadaşının hesabını sorarken ben açıkça 'çünkü hoşlandım' diyebiliyorken, sen içinde bulunduğun ilişkideki insan için bile bana sadece 'sıradan o geldi' diyebildin. -Demeseydin bana ne.-
Yaşlanmışsın artık panda. Ben yapmıyorken ilk defa bizim geleceğimizi sorguladın bu sefer. 'Hayatımızın sonuna kadar insanları aldatmaya devam mı edeceğiz?' dediğinde bile ben sadece seni görmek istemiştim başka bir şey değil. İlişkin ya da aldatmacaların beni ilgilendirmiyordu. Ama bir konuda haklıydın ki senin gibi ben de, seni gördüğümde öpmeden duramazdım. Benim için 'his' kelimesinin hala tek karşılığı o çünkü. Umarım bana kızıyorsundur şu an, bak neler de yazıyorum. Belki böylece bugüne kadar duyduklarımdan farklı şeyler duyarım senden. 'Seni nasıl hala sevmediğimi düşünürsün' demeye devam edersen çünkü son üç haftadır olduğu gibi aklımı kemiririm. Çok çok kız bana panda, nefret et benden. Ben bulamıyorum sana öyle şeyler hissetmenin yolunu. Sen yap işte, işini kolaylaştırıyorum bugün de. Bazanın altında hala duran hediyeni at artık. Varlığını hissetmekten hoşlanmıyorum. Saymaya devam edemedik işte, bir önemi yok. Diş fırçam durmasın artık o evde, hala sakladığın son günün yapamadığımız mısırlarını onunla yap. Dolabın üstündeki reçel kavanozunu da patlat sokağın ortasında.Yine olur da karşılaşırsak 'her zamanki gibi', koca koca bakıp gülümseme bana öyle sürekli.
Bu arada ne kadar aptal aşık olsam da hayatımda olsan asla yapamacağım milyonlarca istediğim şey olduğunu fark ettim. Zevklerimiz, hayatlarımız, etrafımızdaki insanlar hiçbir zaman birbirine uyan şeyler olmadı zaten. Aptal, masum ama büyük de bir şeyin peşine takıldık sadece. O yüzden 'iyi ki 8. olamadı' de içinden. 'İyi ki Güneş yok artık, başıma hala iş açmaya devam ediyor' de. Bak ben diyebiliyorum. İyi ki 8.'yi sayamadık. İyi ki yıllar sonra sonunda bitebildik. İyi ki yoksun panda, nefret et artık benden.

04 December 2013

Anomali

Peşimden gelen tuhaflıkların peşinde koştuğum, normalliği yadırgadığım ama tuhaflıklara da ayak uyduramadığım hayatımda, kollarım açık süzüldüğümü hissedebiliyorum. Bulunmak istediğim yerler veya birlikte olmak istediğim insanların var olmayışı, yanımdakilerin de göz ucuyla baktığım silüetler, saniyelik görüntülerden ibaret olması...
Bulanık zihnimin renk oyunlarında kaybolmaya başlamış eski yüzler, artık sadece kaosu dinleyebilen kulaklarımın duymayı hatırlamadığı eski sesler hala başımdaki ince bir ağrı.
Koptuğunu gördüğüm parçalarımın yanında yaşadığımı sandığım hayat, bütün önemini ve parlaklığını yitirdi. Büyük boşlukların mı, büyük beklentilerin mi beni öldürdüğünü anlayamadan kaybettiğim algım, olanları çok çok yukarılardan izleyip benimle dalga geçiyor.
Egoma acı çektirmesine izin verdiğim insanlardan çok kendisiyle kavga etmekten yorgun düşmüş bir beden... Suçlamalarla sadece kendini yok etmeye başlayan beynim, kapatıldığı bu bedenden kaçmanın yollarını arıyor. Hissizleştiğim kadar yok olduğumu görsem de bunu durduramadığım için daha da küçülüyorum. Herkesten birkaç şarkı eklediğim bu karmaşada, yeni tınılar duymanın imkansızlığı çok daha belirgin artık. Geçmişin her anına, her notasına bağladığım duygu parçacıklarım, şimdi beni 'an'dan kopartıp o zamanlara geri çağırıyor. Hükmedilmezliğiyle tanınan zamanın, yolun başından beri en büyük derdim oluşu sanki hayatın verdiği ilk lanetim.
Yaşama amacım diye belirlediğim sahte istekleri elde edip, benim gerçekliğimle hiçbir ilgisi olmadığını anladığımda onları kendi ellerimle kırdım, yaktım. Asıl amacı, sebebi ve isteği bulamamanın beni her geçen gün daha da soyutladığını fark ediyorum.
Kurtuluşum hangi zaman ve boyutta ya da öyle bir parlaklık benim için mevcut mu emin değilim. Kısa bir süre öncesine kadar bu dünyaya büyük, anlamlı sebeplerle gönderildiğine inanan, buraya ait olmadığının bilincinde olsa da kendi varlığını tüm güzellikleri ve bozukluklarıyla kabul etmiş biriyken, artık gerçekten var olup olmadığını bile bilmeyen birine dönüştüm.
Bütün bu baş ağrıları, kayboluşlar ve kaosun içinde ise yaşamak hiç olmadığı kadar zorlaşıyor.

30 June 2013

Yalanlar

Seni hiç özlemedim. (23:14)
En çok üzüldüğüm şey kimsenin beni gerçekten anlayamıyor oluşu. Herkesin söyleyecek bir şeyi var elbette. Ben de kendimi duymak istemediğim için çok fazla dinliyorum insanları. Ama kimsenin lafına aldırış edemiyorum da bir yandan. Dediğim gibi herhangi birinin bütün bu süreci, beni, hissettiklerimi anlama ihtimali yok. Üzülüyorum buna çünkü sen olsaydın beni anlardın. Beni, bana anlatırdın. Bir şey söylememe gerek kalmadan yüzümden, bir bakışımdan her şeyi anlardın.
Diğer taraftan da ben kimsenin davranışını anlayamıyorum. Kim, neyi, ne amaçla yapıyor, ne düşünüyor anlam veremiyorum. Halbuki benim, senin ne düşündüğünü, hislerini anlamam için koca gözlerine bir kere bakmam yeterdi. Kafandaki her şey bana akardı senden.
İşte uzun zamandır anlayamadığım ve anlaşılamadığım bir dünyaya tıkılıp kaldığım için mutsuzum. Yoksa seni hiç özlemedim. (23:20)
Bu düşüncenin bir ileri hali ise bundan sonra hep bu dünyada yaşamak zorunda olduğumu hissetmem. Çünkü sen yoksun. Konuya artık daha sakin bakıyorken özellikle, ne kadar çok olmanı istesem de yoksun. Ve bu da demek oluyor ki bir daha kimse beni anlayamayacak, gerçek Güneş'i kimse göremeyecek. Ben de boşu boşuna görmelerini istemeyeceğim. Biliyorum ki gerçek seni de benden başka görecek bir insan yok bu dünyada. Ama hayır, gerçek seni de zaten hiç özlemedim. (23:23*)
Bir sonraki düşünce silsilesi ise "neden" başlığıyla çıkıyor karşıma. Bu başlık altında sorabileceğim yüzlerce soruyu yumurta kafam kendi kendine soruyor ve bu da her gün bir tahta parçamı daha alıyor benden. Soru demişken tabi merak ettiğim de bir o kadar şey var. Mesela evimize başkasını soktun mu? Bu tarz soruları da kendime sormazsam eğer eksilere düşmüş huzur seviyem en azından biraz kendini toparlayabilir diye düşünüyorum ama henüz bir çare bulamadım. Hep aynı şeyleri de dert ediyor değilim. Yeni sorularım da var, mesela şimdi Bolu'dasın ve daha önce bahsettiğin etkiyi yaratan odada mı uyudun, yine elin telefonuna gitti mi? Yani beni, benimle konuşmayı özledin mi? He, bana sorarsan ben tabii ki seni hiç özlemedim. (23:35)
Çözüm bulma aşamasına geldiğimdeyse yapmam gerekenin çok net bir şekilde farkına varıyorum: zaman makinesini icat etmek! Henüz karar veremediğim nokta ise geleceğe gidip ne işler karıştırmışız veya karıştırmamışız diye bakıp, geri döndüğümde bunun -iyi ya da kötü- verdiği rahatlıkta yaşamayı mı tercih edeceğim yoksa 14 yaşıma gidip bir daha şu ana hiç dönmeyecek miyim... İlk seçenekteki riski alamam sanırım ama dediğim gibi henüz bir karara varmış değilim. İkincisini yaparsam iki küçük çocuk olacağız tekrar ama nasıl olsa ben küçük seni de hiç özlemedim. (23:45)
O kadar özlemedim ki seni ne yazdığın şeylere, ne de fotoğraflarımıza bakıyorum. Bakamıyor olmakla ilgilisi yok ya gerek duymuyorum. Hem bakmazsam eğer kaçamazlar bir yere. Bir kutuya -kalp şeklinde evet- ve bir dosyaya kapatılıp hiç değişmeden öyle kalabilirler. Ama itiraf edeceğim dün çerçevenin içindeki fotoğrafın arkasına baktım. Üstüne de kaydettiğim ekran görüntülerinden sadece bir geceye ait olanı okudum. Ben Kayseri'de hasta olmuş uyuyorken yazdıkların denk geldi. Tabii ki de ağlamadım, seninle konuşmak istemedim ve seni hiç özlemedim. (00:00*)
Doğru, kabullenmek hiç bana göre bir şey olmadı. Şimdi de değil zaten. Kendi doğrularım, düşündüklerim bana bunları yaptırıyor. Benim beynim dışında dönen her şey bunun aksinin olmasını gerektiğini işaret ederken hem de. Ama fark ettim ki sen aynısın. Aptalca o kadar çok şey söylemek istedim ki sana, nasıl yapmadığımı bilmiyorum. Saçma bir şekilde 'önce ben sordum' dedikten sonra beynim yandı, hiçbir şey olmamış gibi 4 aydır başımdan geçen her şeyi anlatıp sonunda da seni nasıl hiç özlemediğimi söylemek istedim. (00:14)
İyi ki yapmadım mı, keşke yapsaydım mı diye düşünüyorum bilmiyorum. Ama objektif oluyorum, duruma bakacak olursak artık sessiz kalmam en iyisi galiba. Kafamın içinde o kadar çok seslendim ki sana sesim kısıldı. Yazmak zorunda kaldım bu sefer. Özellikle egosundan güç alan biri olarak, gücümün yetmediği bir şeyle karşılaşmış olduğumu düşünmek git gide düşürüyor gardımı.
Özetle sensiz yaşamak konusunda artık tam bir uzmanım, zaten hiç de zorlanmamıştım. (00:25)
Seni ve senin varlığınla gelen aidiyet hissini de hiç özlemedim, varlığına ihtiyaç duymuyorum. (00:27)
Tahmin edeceğin üzere etrafımda benimle 'konuşmak' isteyen fazlasıyla insan var ama onlarla konuşmayı pek tercih edemiyorum. Aynı şekilde seninle de konuşmayı hiç istemiyorum. (00:29)
Gelecek hakkında hiçbir endişem yok, gerçek aşk denilen şeyi bulacağıma ve onun sen olmadığına adım gibi eminim. (00:31)
Bir daha kimseyi seni sevdiğim kadar sevemeyeceğimi hiç düşünmüyorum. (00:32)
Bir daha kimsenin beni, senin beni sevdiğin kadar saf, gerçek ve büyük sevemeyecek olmasından hiç korkmuyorum. (00:34)
Bütün bunların geride kalmasını ve biz yine Masal Evi'nde oturup ne saçma şeyler yapmışız diye üzülürken birbirimizi teselli etmeyi katiyen istemiyorum. (00:37)
Bunları hatırlayıp yazarken şimdi tabii ki de ağlamıyorum. (00:39)
Zaten şimdi de seni sevmiyorum. (00:46)
Ve sevgilim, seni hiç ama hiç özlemedim. (00:50)