20 May 2012

Jamais Plus

Aslında bu sefer ses çıkarmayacaktım uzak kalmalarına. Yaptım da, tepki göstermedim bir süre. Sonra neden böyle oldu biliyor musun? O duvarda yazdığım yazıyı gördüm. Daha önce yazdığımı iddia ettiğin ama benim unuttuğum duvar var ya hani, oraya en son yazdığımız şeyi gördüm. Sonra ne kadar farklı olduğumdan bahsetsen de hayatına girip çıkan o diğer saçma insanlarla aynı şeyi hissettiğimi farkettim. Benim böyle hissetmeme sebep oluyorsan senin ne hissettiğinin, ne kadar sevdiğinin, nasıl vazgeçemediğinin ne önemi var ki?
Çok mu korktun ilerde bir gün konuşamayacak hale geliriz diye? Gelecek için bu endişeleri taşırken yaşadığın zaman kayıp gitti ellerinden. Yokum ben artık. Daha önce böyle hissetmemiştin değil mi? Rüya gibi diyordun ya, işte! Rüyanda istediğin kadar sev beni, istediğin kadar da uzaklaş... Kafanın içinden başka bir yerde dokunamazsın artık bana. 
Halbuki en saf sevgimi sana ayırırdım ben hep. Beynim sana her kızdığında farkettirmeden alır saklardım yeniden gelene kadar. Hiçbir zaman tam olarak anlatamazdım nasıl olduğunu, ben bile bilemezdim. Sanki hala gerçekten sevebiliyor olduğumu kendime kanıtlardım böyle. Ama saklayacak yer kalmadı artık.
Pudingi unutma. Doğum günü pastanı da. Hele animasyon filmleri sakın. Ben düşündüğümde eziliyorum resmen. Gücümden fazlası yükleniyor omzuma. Mor ve Ötesi şarkılarından zifiri karanlık soğuk ama battaniyeli bir odadaki radyo sesine geçtiğim geliyor aklıma. Bir de telefonunun "gunes" yazınca açıldığı, okul duvarlarına adımı yazdığın, yazın her fırsatta Acıbadem'e koştuğun, sarıldığım boynundan kopamadığım, göğsündeki o çukur, koca gözlerin, ilk öpüştüğümüz gün, ruh eşi olduğumuz iddialarını kabul edişin, benimle mutlu olduğun, seninle mutlu olduğum ve "aşkım" dediğimiz geliyor. Sonra şu senin "hayatımın en güzel günü" dediğin gün var bir de. 
İşte lanetli hafıza güzel şeyleri tutma konusunda bu kadar inatçı olmasa keşke. Çünkü "seninle her şey çok güzel". Ama yetmez mi artık? Ortada o kadar karışık bir şey yok. Gelecekte ne olacak diye endişe edecek bir şey yok! Kalmadı. Bu benim son vedam gerçekten. Sen, benden sana bir dövme bulmamı istemiştin ama onun yerine ben, senin sonunun ve benim kurtuluşumun şerefine kendime bir dövme seçtim. Yakın bir zamanda bileğimde kalıcı bir "jamais plus" -bir daha asla- yazısı olacak. Her baktığımda neden seninle olmadığını, neden olamayacağını, neden bu kararları aldığımı hatırlayacağım. Hafızam güzel şeyleri düşünüp, söylediğin bütün o sözlerin geçici olduğunu unutup seni affetmeye devam ederdi yoksa ve ben aklımı kaybedene kadar da bu böyle devam ederdi sanırım.
Aşkım. Uzak dur olur mu benden? "O zamana kadar konuşmazsak doğum gününü kutlarım" demiştin ya onu bile yapma lütfen. Sonra gecenin bir yarısı gelen uzun doğum günü mesajlarını hatırlamak zorunda kalırım. 

Bonomo bir yazısını şöyle bitirmiş; 
"Bir son buldum sana. Adı elveda. Baştan sona tekrar oku bu şiiri. Daha da yazmam sana…"
Kıvırcık kafamdan senin için başka bir şey çıkmayacak bundan sonra. 
Seni şimdi seviyorum, ama uzun da sürmeyecek. 
Hoşçakal Eralp'im. Bal böceği batırdı iğnesini ve yok oldu artık.

13 April 2012

Ve bu da o kıvırcık kafamın bu gece içinde olanlar.

Yeter kaybolun artık hepiniz! Başka bedenlerle senelerdir gözümün önündesiniz. Hiçbir zaman yok olmadınız. Çürüyen yüzlerinizden yenileri doğdu hep. Onu istediniz. Benimse istemeye fırsatım yoktu çünkü zaten kendimi bulduğum başka bir yer olmadı. Hepiniz de inandınız, benim gibi. Ama sizin inanmaya hakkınız yok. Benim var.
Yok mu?


Sonunu, yok olacağınızı bile bile döndünüz ışığın etrafında. Taze gelenleriniz mutluluktan sarhoş dönmeye devam ediyor şimdi. Yanmalarını izlemeye o kadar alıştım ki hissiz kaldım. Ben mi neyim? Ben hem sizin gibi bir sineğim, hem de ışığın kendisiyim. Diğer yarısıyım.
Öyle değil miyim?


Ama lütfen kaybolun artık, gelmesin yenileriniz. Nasıl anlamazsınız? Nasıl görmezsiniz? Dünyanın etrafında döndüğü şey "biz"iz.
Tabi ki isterseniz inanmayın bana, bildiğinizi okuyun. Ama yanmadan önce kabullenmeniz gereken bir şey var ki tırnaklarında penguen, panda ve zebra olan o kıvırcık kız benim.

22 February 2012

Çimdik Çimdik Makarna

Ne olmuş onun gözlerinin elasını seneler sonra fark ettiysem? Sonuçta onu benden daha iyi tanıyan kimse olamaz değil mi? Kaçırılmış bir şey yok aslında.
Öyle avuttu beni annem. O da biliyordu çünkü hayatın bana çok çok erken zamanlarda adaletsiz davranmaya başladığını.
Ah neler geçmiyor ki bu saçma kafamdan. Ama tek bildiğim senelerce birikmiş bütün o aşk acılarının, sınav-not kaygılarının, ego zedelenmelerinin bir avucu bile doldurmayacak saçmalık oldukları. Aklın alamayacağı şeyler var bu dünyada. Belli bir kısmıyla da yüz yüze kaldım bugüne kadar. Bunların bendeki etkileri, sonuçları anlatamayacağım şeylerdi. Anlatmayacağım için değil beceremeyeceğim için. Hepsini kendime anlattım, kendim çözümlemeye çalıştım. Belki de bu yüzden yalnızlık en büyük korkum oldu. Güç verecek değil ama varlığını hissedeceğim insanların arayışı oldu hep. Çünkü açıkçası daha ne kadar güçlenebilirim bilmiyorum. Ama şunu biliyorum ki saçma sapan şeylerden kalbi kırılan küçük bir kız olabilmek için çok şeyden feragat edebilirdim. Şimdiyse bir tarafı kırılmış, gözleri dolu ama acı eşiği son derece yüksek bir kız kaldı geriye; ayaklarının isimleri, Şifo Memet'le MetinAliFeyyaz, pazar günü gezileri, çiçeklerin topraklarını değiştirme ve balkon yıkama seansları, okul öncesi dört işlem dersleri gibi elinde kalan anılara deli gibi tutunmaya çalışan.