Maziden gelir hayaletler,
Fırsatını bulunca avlarlar seni bir gece yarısı.
Güneşli bir günün ardından gelen o karanlıkta,
Hepsinin, her birinin bir yerlerde yazılıdır anısı.
Gözlerinden yaşlar akar da sesin çıkmaz ya.
Bakarsın, ellerinde kan, gözlerinde kan...
Çılgınca koşarsın ama bir yere ulaşamazsın da
Vardığı yerde değil, durduğu yerde yaşlanıyor insan.
Yetmiş yedinci defa sevilecek bu hikaye.
Sıcak bir çarşamba sabahı yağarken yağmur,
Soğuk bir perşembe sabahı ağlarken İstanbul...
Aşka aşıksın diye deli diyorlarsa sana,
Ve bu delilik en büyük miras ise sana kalan.
Bırak onlar dönüp dursun bok çukurlarında,
Her delinin içinde vardır bir kafiye sessizce yatan.
Ben yazıyorsam sana yine bir gece yarısı,
Sen değil de ağlayan gözlerin girmiştir aklıma.
Gözlerin bırakmazdı ya beni, onların da sen girdin haince kanlarına.
Ben yazıyorsam sana yine bir gece yarısı,
Kör karanlık kış gecesinde yaz sıcağı kokun gelmiştir burnuma.
Ben yazıyorsam sana yine bir gece yarısı,
'Özledim' diyemediğimdendir, üzülmekten değil.
Ve ben yazıyorsam sana yine bir gece yarısı,
'Sevgiden değil' desinler, sevgiden değil.
Babası da böyleydi, sırf yazmaktan dinmezdi acısı.
Kıvırcık, minyon, sevimli, gülmeden duramayan, büyümekten hoşlanmayan, dağınık, takıntılı, rüküş ve egoist bi insanın kafasındaki saçmalıkları okumak..
23 March 2013
10 March 2013
Merhaba, Yine Ben.
Melankoliyi, yazmayı özlemiş bir kızın uzun zaman sonra ilk denemeleri bunlar. Daha çocuk bir adamın arkasından yazılanlar. Ve her zaman bana şarkı sözlerini yaşatan o çocuk adamın yokluğu buralarda yine. Geldiğinde "ne yaptığımı, ne düşündüğümü bilmiyordum" demek için gitti ve benim elimde de yine aynı şarkının sözleri...
"Sevip de söyleyemediğim şarkılar var, bir dizesini asla hatırlayamadığım şiirler... Keşke, keşke o ben olsaydım dediğim hikaye kadınları... Düşlerim var, uyandığımda yalnızca başını hatırladığım ve asla sonuna kadar görmeyi beceremediğim. Bir adam var düşümde, tam dokunacakken uyandırıldığım. Bir adam, sonumuzun ne olacağını hiç öğrenemediğim... Bir adam var diyorum, düşünüp düşümden ayrı kaldığım..."
Bu zamana kadar öyle çok denedim ki düşümden uyanmamayı, uyandığımda ne yapacağımı, nasıl yapacağımı hatırlamıyordum sanki. Ne önümde bir yol görebildim ne de arkamda bir iz. Halbuki uyandığım hayat benim asıl hayatımdı, diğeriyse düş, aldatmaca hatta yalan.
Ne güçlüymüşüm meğer. Her düştüğümde daha büyük kalktım ayağa, her kalktığımda da daha ağır düştüm. Ne büyük güvenmiş içimde beslediğim. Her düşüşten sonra beni iten aynı eli tuttum tekrar ve tekrar. Bütün anlamları kendim yükledim, sanki evrenin söylediklerini dinlermiş gibi yapıp, onun yerine kendi düşüncelerimi duydum. Aslında işaretlerin en büyüğü de bütün bu olanlardı zaten. Her şey olması gerektiği gibi yaşandıysa, yaşanıyorsa ve bunların hepsi o hayattaki tek bir kişiyle sonsuza kadar mutlu olabilmek içinse neden kalbim kırık? Neden bu kadar masum bir konuda evren adaletsizlik yapmış olabilir ki? Çünkü asıl meselenin bu olduğunu kimse fısıldamadı kulağıma, ben sadece öyle olduğuna inanmak istedim. Çok sevgili bir arkadaşımın da dediği gibi, her şey kafamda büyüttüğüm kadardı.
Aşk benim için hala gerçek, hala dünyada her insan için tek bir tane var. Sadece ben henüz karşılaşacak kadar şanslı değilmişim ve evet, öyle olduğumu zannetmişim.
Uyuduğumda, düşlerimde benimle olan adam benim çocukluğum, güzel hatıralarım... Gerçekten düşündüğüm gibi daha fazlası olsaydı, bunların hiçbiri yaşanmazdı.
İstediğim son şey büyümek, olgunlaşmakken ne çok büyüdüm, ne çok öğrendim. Artık daha sağlam basıyorum hayata, daha emin ilerliyorum. Ama bütün bunlara rağmen olacaklardan, alacağı darbelerden habersiz o sevgi dolu, masum küçük kız olabilmeyi gerçekten çok isterdim.
"Sevip de söyleyemediğim şarkılar var, bir dizesini asla hatırlayamadığım şiirler... Keşke, keşke o ben olsaydım dediğim hikaye kadınları... Düşlerim var, uyandığımda yalnızca başını hatırladığım ve asla sonuna kadar görmeyi beceremediğim. Bir adam var düşümde, tam dokunacakken uyandırıldığım. Bir adam, sonumuzun ne olacağını hiç öğrenemediğim... Bir adam var diyorum, düşünüp düşümden ayrı kaldığım..."
Bu zamana kadar öyle çok denedim ki düşümden uyanmamayı, uyandığımda ne yapacağımı, nasıl yapacağımı hatırlamıyordum sanki. Ne önümde bir yol görebildim ne de arkamda bir iz. Halbuki uyandığım hayat benim asıl hayatımdı, diğeriyse düş, aldatmaca hatta yalan.
Ne güçlüymüşüm meğer. Her düştüğümde daha büyük kalktım ayağa, her kalktığımda da daha ağır düştüm. Ne büyük güvenmiş içimde beslediğim. Her düşüşten sonra beni iten aynı eli tuttum tekrar ve tekrar. Bütün anlamları kendim yükledim, sanki evrenin söylediklerini dinlermiş gibi yapıp, onun yerine kendi düşüncelerimi duydum. Aslında işaretlerin en büyüğü de bütün bu olanlardı zaten. Her şey olması gerektiği gibi yaşandıysa, yaşanıyorsa ve bunların hepsi o hayattaki tek bir kişiyle sonsuza kadar mutlu olabilmek içinse neden kalbim kırık? Neden bu kadar masum bir konuda evren adaletsizlik yapmış olabilir ki? Çünkü asıl meselenin bu olduğunu kimse fısıldamadı kulağıma, ben sadece öyle olduğuna inanmak istedim. Çok sevgili bir arkadaşımın da dediği gibi, her şey kafamda büyüttüğüm kadardı.
Aşk benim için hala gerçek, hala dünyada her insan için tek bir tane var. Sadece ben henüz karşılaşacak kadar şanslı değilmişim ve evet, öyle olduğumu zannetmişim.
Uyuduğumda, düşlerimde benimle olan adam benim çocukluğum, güzel hatıralarım... Gerçekten düşündüğüm gibi daha fazlası olsaydı, bunların hiçbiri yaşanmazdı.
İstediğim son şey büyümek, olgunlaşmakken ne çok büyüdüm, ne çok öğrendim. Artık daha sağlam basıyorum hayata, daha emin ilerliyorum. Ama bütün bunlara rağmen olacaklardan, alacağı darbelerden habersiz o sevgi dolu, masum küçük kız olabilmeyi gerçekten çok isterdim.
Subscribe to:
Comments (Atom)