13 November 2010

Metafor

Değişik günler geçiriyorum bugünlerde. Hayatım, geride kaldığını düşündüğüm ya da geride kalmadığını zannettiğim herkesi ve her şeyi birer birer önüme atıyor mesela. Bunun da bana çok büyük faydaları oldu tabi.
Bir yıldan fazla bir zaman dilimini beraber geçirdiğim şarkının ne kadar büyük bir zaman kaybı olduğunu, benim için ifade ettiği şeyin boşluk olduğunu, kendi boy gösterimin, benim onu görmemden daha önemli olduğunu gördüm. İnsan kendini çok küçük bir süre için kötü hissedebiliyor. Sonuçta suç benim ve bunun aylardır farkındayım. Ama kendin için olması gerekenin olduğuna inanıyorsan, yaptığın hataları telafi etme çabası pek hoş bir alternatif gibi görünmüyor.
Her sene rafından indirip, tozunu alıp, baştan okuduğum kitabım var bir yanda. Artık o kitabı okumak için fazla büyük olduğumu düşünüp bir üst rafa daldırmıştım elimi birkaç ay önce. Bu da kitabımı biraz sinirlendirmiş, hatta belki biraz da üzmüştü. Halbuki kitap, benim 'fedakarlık' diyebileceğim bir şey değilmiş. Tabi ki o kitabı okumak için artık gerçekten büyüğüm. Ama bu her sene onun tozunu alıp, kapağındaki resimlere bakıp mutlu olmamı engellemiyor ya da başka bir kitap için onu göz ardı etmemi gerektirmiyor. O bana kısa bir süre için de olsa tekrar yeşil yeşil baktığında da bunu anladım.
Son olarak da anlamsız bir şekilde inanılmaz büyük bir yere koyma konusunda ısrar ettiğim siyah-beyaz yıldızlı fularım var. Onunla uyudum önce, sonra komidinimin üstüne koyup uyumadan önce, uyandıktan sonra kokladım. Neden? İhtirasın ve melankolinin lanetli cazibesi yüzünden. Bütün eksikleri o tamamlamıştı çünkü. Tam zamanında oradaydı. Kendimden, sevmekten, sevilmekten sıkıldığımda gelmişti ve beni o kadar özlemişti ki.. O kadar sevip, önemsemişti ki düşünmek ya da karar vermek yerine kendimi onunla beraber aşağıya bırakmıştım. Aylarca yere çarpmadan düşmeye devam ettik. Gözlerim kapalıydı, elimi tuttuğu için yalnızca onun varlığını ve rüzgarı hissedebiliyordum. Sonra elimi bırakıp kendi paraşütünü açtığında yaşadım sorunları. Elimi bırakması önemli değil ki yere düşmüştüm, tabi ki canım yanacaktı. Ama ben bu yaşadığım acının onunla ilgili olmadığını da benim için bir zamanlar dayanılmaz olan fuların kokusu hiçbir şey ifade etmediğinde ve onu gördüğümde kalbim tepki vermediğinde anladım.
Yani hayatımda ilk defa geçmişimi sıraladım, zımparaladım, temizledim.. Huzur duygusu çok fazla alışık olduğum ve sevdiğim bir şey olmasa da onunla bile iyi anlaştım bu olanlardan sonra.
Kim bilir belki gereksiz korkularımdan, endişelerimden de sıyrılırım bu rahat kafayla geçecek bir haftada ve geçmiş yerine kendime güzel bir yakın gelecek planlarım. (:

05 November 2010

Bal Böceği

Tercih hakkı bana verilmedi. Düşündüğüm gibi de olmadı hiçbir şey. -her zamanki gibi- Zaten yanlış düşündüğümün farkındaydım ama insanın içindeki umudu kim nasıl söndürebilir ki?
Aslında işaretler her yerdeydi. Öncekilerin etkisi hissedilmemeye başladığında yenisi geldi, sonra yenisi.. Hepsini yaşadım, hissettim beynimde. Anlıktı ama her şey. İzleri kalmasın diye uyurgezer olup bütün o işaretleri temizlediğimi yeni yeni anımsıyorum. İnanmak istememişim diyebiliyorum şimdi.
Hala aynaya bakıp mutlu olabiliyorum. Rengarenk giyindiğimde kendimi son derece iyi hissedebiliyorum. Yani ben değişmedim. Ama işin aslı şu ki; değişmeyeceğim de. Aynı yerde kaldım. Aynı şekilde. Aynı kokumla. Aynı gülümsememle. Aynı tuhaflığımla..
Ağladığımda da kimse duymuyor. Zaten ben de hiç ses çıkartmıyorum.
Kafamsa allak bullak. Artık içerde kim ne yapıyor neden orada hiç bilmiyorum. Halbuki ne kadar kolaydı. Sonunda yine gözlerimi kör edebilmiştim. Kafamın içine kimseyi davet etmeme gerek yoktu. Hatta gelenleri reddetmeyi bile ne kadar sevmiştim. Ama o kadar kör olmuşum ki ölümümü göremedim. Bir duyusunu kaybedenlerin diğer duyuları daha fazla gelişirmiş ya öyle olmuş bende de. Ölürken gözlerim yoktu, sesini de duyamadım. Acıyı hissettim sadece, haddinden fazla..
Parçalandım. Artık her yerdeyim. Her odanın içinde, her bahçede, herkesin zihninde.. Ruhum o bahsettiğim yerde ve dönmeyecek ama benim için "zaman yok, mekan yok, hiçbir şey yok.."

28 September 2010

5 ve 2 Ay

Çok daha sakinim artık. Kızıp arkamı dönmek yerine, biraz uzaklaşıp ona doya doya bakmayı öğrendim. Bunu yapmak için uzaklaştıkça da onun olduğum yere doğru nasıl koştuğunu gördüm. Söylediği şeylerin gerçekliğini tartıp ona göre karşılık vermeyi, insanlar onun hakkında konuştuğunda şarkı söylemeyi öğrendim. Ama bu yere gelene kadar da gitmeyi, susmayı ya da arka plana atmayı-atılmayı denedim ve buna izin verilmedi. Ben de böylece kaybetme korkusunun gereksiz olduğunu anladım ve onun yerine biraz daha değer, anlayış ve çok azcık daha sevgi koydum. Yani üstünde düşünmeyi bıraktım, varlığının sebebinin sadece kendim olmam olduğunu farkettim ve düşünerek kendimden uzaklaştığımı gördüm.
Nasıl biri olduğumu tarttım kafamda ve "artık bunu bozacak hiçbir şey yapmayacağım" dedim. Evet, belki o benim neşe sebebim, kalan son parça kalbim ama bu kendimi olmadığım ve olmak istemediğim birine dönüştürmem, onu da kaybetmem için yeterli bir sebep değil. Özetle onsuz olmak sorun değil sadece henüz tercih etmiyorum. (:
Ama kabul ediyorum içimde gerçekten şaşırtıcı büyüklükte bir sevgi var.

30 July 2010

Replay

Neler yapıyorum ben böyle? İlerde ne olacak hesaplamaya çalışıyorum, ondan başka bir şey düşünmeyi beceremiyorum.
Evet, ne yaptığımın farkındaymışım ama kendimle pek bağdaştıramadım sorunum orada. Hep bunu beklemişim gibi hissediyorum. Olması gereken, doğrusu buymuş gibi.. Ufacık şeyleri amma ciddiye alıyor değil mi sorunlu beynim?
Ben demiştim ama birine kafayı takınca olanlardan korkuyorum diye. İşte şimdi görebiliyorum, önümdeki bir kaç hafta -umarım bu kadar kısa olur- birazcık agresif, düşünceli, neşeli, melankolik, konuşkan ya da suskun olabilirim. Çünkü şu anda mutluyum ve kalbim acıyor.
Aa gitmek istiyorum burdaan!

"Yapma, dudaklarınla kalbime dokunup onu acıtma.."

23 July 2010

Deli

Değişik planlarım vardı bir ay önce hayatım için. Gerçekten hayatımı yaşabilecektim bu sefer. Beni kolumdan, bacağımdan zincirlemiş hiçbir şey olmayacaktı. Büyük bir güçlükle kırmıştım çünkü onları.
Şimdi dönüp kendime baktığımda yeni zincirlerimin canımı çok acıttığını görüyorum. Bunları ben taktım üstelik. Bütün o planların, hayallerin aksine.. Bağladım yine kendimi bir yere.
"Hesap vermek, hesap sormak, aynı insanı saatlerce düşünmek istemiyorum!" diye bağırdıkça gizlice kaçan aklımı hep onun yanında buldum. Orada mutlu olduğunu gördüm.. Ama ben kendimden korkuyorum. Birine kafamı taktığımda olanlardan, yapacaklarımdan endişe ediyorum. Aylar sonra ilk defa birini kaybetmekten çok korkuyorum..

13 June 2010

Realite

Daha güzel bir hayatın beni beklediğini görebiliyorum şimdi.
Eskiyi neredeyse hiç düşünmez oldum.
Geleceğimi ince kenarlı merceklerimle görebileceğim zaman geldi sayılır.
Önceye olan ihtiyacım böylece sona yaklaştı..
Hatta baya saçmaladığımı düşünmeye başladım.
Benim kişiliğimle uyuşmayan şeyler yaptığımı gördüm, üzüldüm.
Ama çok az kaldı olması gerekenin olmasına, kendi evrenimin merkezine oturmama..
Zaten aynaya baktığımda da bu dünyaya gelişimin sebepli olduğunu, dünyada çok büyük bir yerin bana tahsis edildiğini görebiliyorum.
Gözlüklerini çok seven atlar hayatına bu bilgiden yoksun devam edebilir ama gerçek değişmeyecektir.
Önümüzdeki senelerde görüşürüz.
Evrenimde hepinize yer var, egoizm sizi daha üst katlara taşıyabilir.. (:

"The world is mine!"

10 February 2010

Hiç

Ne kadar da dolu bir ay şubat ayı. Eskiden de çabuk ve dolu geçerdi ama bu sefer başka gibi..
Babam var artık şubat ayında. O'na ait oldu bu ay. Gerçekten korkuyorum şubatın "o" günü geldiğindeki halimden. İlk yıl daha bu.. Onsuz geçirdiğim -çok zamanlar olamadı yanımda ama varlığı yetmez mi ki insana- ilk senem.. Tam bir yıl.
O kadar büyük bir şey ki bu.. Yazmak, bağırmak, ona buna patlamak, içinde kaybolmasını beklemek, mantıklı gelebilecek her yol çaresizlikten başka bir yere götürmüyor insanı.
Acı.. Hiç yaşamamıştım böylesini. Ölümünde değil, bu bir yıl içinde..
17. yaş günüm ben ağlarken başladı mesela.. Yeni yılda sarhoş olmaya çalıştım. Oldum da.. Evet ondan başka hiçbir şey yoktu aklımda.. 2010'a da ağlayarak girdim kısaca. Teyze oldum ocak ayının 21'inde. Babamın gitmesinden tam 11 ay sonra.. Adını o koydu ama, Çınar. Minik oğlum o benim.. Her baktığımda canımı yakan minik oğlum.. Her baktığımda, kafamdan binlerce "keşke" geçiyor. Boş cümleler olması beni daha da sürüklüyor "hiç"liğe..
Bir sene öncesini hatırlıyorum. Sevgililer gününde aramıştım onu halsizdi sesi ama konuşabilmiştim. Bir gün sonra da yanına gitmiştim, hastaneye. Hiç düşünmemiştim çok uzun süre bir daha hiç göremeyeceğimi..
Ablam sordu "o" gün görmek isteyip istemediğimi.. Göremedim. Doğru olan ne yapmaktı hala bilmiyorum ama ben seslendiğimde, öptüğümde uyanmayacağını bildiğim babamın yanına gidemedim.

Evet, bütün bir yılım anlamlı anlamsız çoğu zamanda onu anarak, daha doğrusu ağlayarak geçti. Bunu istemezdi sanırım ama yokluğunda yapabilecek gerçekten başka bir şey yok..
Seni çok seviyorum baba, özür dilerim...

"Geçip giden zamanları bir yerlerde bulsam.. Sonra üzülsem, üzüldüğüme üzülsem.. Gözyaşıma dalıp dalıp seni hatırlarım.."