Peşimden gelen tuhaflıkların peşinde koştuğum, normalliği yadırgadığım ama tuhaflıklara da ayak uyduramadığım hayatımda, kollarım açık süzüldüğümü hissedebiliyorum. Bulunmak istediğim yerler veya birlikte olmak istediğim insanların var olmayışı, yanımdakilerin de göz ucuyla baktığım silüetler, saniyelik görüntülerden ibaret olması...
Bulanık zihnimin renk oyunlarında kaybolmaya başlamış eski yüzler, artık sadece kaosu dinleyebilen kulaklarımın duymayı hatırlamadığı eski sesler hala başımdaki ince bir ağrı.
Koptuğunu gördüğüm parçalarımın yanında yaşadığımı sandığım hayat, bütün önemini ve parlaklığını yitirdi. Büyük boşlukların mı, büyük beklentilerin mi beni öldürdüğünü anlayamadan kaybettiğim algım, olanları çok çok yukarılardan izleyip benimle dalga geçiyor.
Egoma acı çektirmesine izin verdiğim insanlardan çok kendisiyle kavga etmekten yorgun düşmüş bir beden... Suçlamalarla sadece kendini yok etmeye başlayan beynim, kapatıldığı bu bedenden kaçmanın yollarını arıyor. Hissizleştiğim kadar yok olduğumu görsem de bunu durduramadığım için daha da küçülüyorum. Herkesten birkaç şarkı eklediğim bu karmaşada, yeni tınılar duymanın imkansızlığı çok daha belirgin artık. Geçmişin her anına, her notasına bağladığım duygu parçacıklarım, şimdi beni 'an'dan kopartıp o zamanlara geri çağırıyor. Hükmedilmezliğiyle tanınan zamanın, yolun başından beri en büyük derdim oluşu sanki hayatın verdiği ilk lanetim.
Yaşama amacım diye belirlediğim sahte istekleri elde edip, benim gerçekliğimle hiçbir ilgisi olmadığını anladığımda onları kendi ellerimle kırdım, yaktım. Asıl amacı, sebebi ve isteği bulamamanın beni her geçen gün daha da soyutladığını fark ediyorum.
Kurtuluşum hangi zaman ve boyutta ya da öyle bir parlaklık benim için mevcut mu emin değilim. Kısa bir süre öncesine kadar bu dünyaya büyük, anlamlı sebeplerle gönderildiğine inanan, buraya ait olmadığının bilincinde olsa da kendi varlığını tüm güzellikleri ve bozukluklarıyla kabul etmiş biriyken, artık gerçekten var olup olmadığını bile bilmeyen birine dönüştüm.
Bütün bu baş ağrıları, kayboluşlar ve kaosun içinde ise yaşamak hiç olmadığı kadar zorlaşıyor.
Kıvırcık, minyon, sevimli, gülmeden duramayan, büyümekten hoşlanmayan, dağınık, takıntılı, rüküş ve egoist bi insanın kafasındaki saçmalıkları okumak..
04 December 2013
30 June 2013
Yalanlar
Seni hiç özlemedim. (23:14)
En çok üzüldüğüm şey kimsenin beni gerçekten anlayamıyor oluşu. Herkesin söyleyecek bir şeyi var elbette. Ben de kendimi duymak istemediğim için çok fazla dinliyorum insanları. Ama kimsenin lafına aldırış edemiyorum da bir yandan. Dediğim gibi herhangi birinin bütün bu süreci, beni, hissettiklerimi anlama ihtimali yok. Üzülüyorum buna çünkü sen olsaydın beni anlardın. Beni, bana anlatırdın. Bir şey söylememe gerek kalmadan yüzümden, bir bakışımdan her şeyi anlardın.
Diğer taraftan da ben kimsenin davranışını anlayamıyorum. Kim, neyi, ne amaçla yapıyor, ne düşünüyor anlam veremiyorum. Halbuki benim, senin ne düşündüğünü, hislerini anlamam için koca gözlerine bir kere bakmam yeterdi. Kafandaki her şey bana akardı senden.
İşte uzun zamandır anlayamadığım ve anlaşılamadığım bir dünyaya tıkılıp kaldığım için mutsuzum. Yoksa seni hiç özlemedim. (23:20)
Bu düşüncenin bir ileri hali ise bundan sonra hep bu dünyada yaşamak zorunda olduğumu hissetmem. Çünkü sen yoksun. Konuya artık daha sakin bakıyorken özellikle, ne kadar çok olmanı istesem de yoksun. Ve bu da demek oluyor ki bir daha kimse beni anlayamayacak, gerçek Güneş'i kimse göremeyecek. Ben de boşu boşuna görmelerini istemeyeceğim. Biliyorum ki gerçek seni de benden başka görecek bir insan yok bu dünyada. Ama hayır, gerçek seni de zaten hiç özlemedim. (23:23*)
Bir sonraki düşünce silsilesi ise "neden" başlığıyla çıkıyor karşıma. Bu başlık altında sorabileceğim yüzlerce soruyu yumurta kafam kendi kendine soruyor ve bu da her gün bir tahta parçamı daha alıyor benden. Soru demişken tabi merak ettiğim de bir o kadar şey var. Mesela evimize başkasını soktun mu? Bu tarz soruları da kendime sormazsam eğer eksilere düşmüş huzur seviyem en azından biraz kendini toparlayabilir diye düşünüyorum ama henüz bir çare bulamadım. Hep aynı şeyleri de dert ediyor değilim. Yeni sorularım da var, mesela şimdi Bolu'dasın ve daha önce bahsettiğin etkiyi yaratan odada mı uyudun, yine elin telefonuna gitti mi? Yani beni, benimle konuşmayı özledin mi? He, bana sorarsan ben tabii ki seni hiç özlemedim. (23:35)
Çözüm bulma aşamasına geldiğimdeyse yapmam gerekenin çok net bir şekilde farkına varıyorum: zaman makinesini icat etmek! Henüz karar veremediğim nokta ise geleceğe gidip ne işler karıştırmışız veya karıştırmamışız diye bakıp, geri döndüğümde bunun -iyi ya da kötü- verdiği rahatlıkta yaşamayı mı tercih edeceğim yoksa 14 yaşıma gidip bir daha şu ana hiç dönmeyecek miyim... İlk seçenekteki riski alamam sanırım ama dediğim gibi henüz bir karara varmış değilim. İkincisini yaparsam iki küçük çocuk olacağız tekrar ama nasıl olsa ben küçük seni de hiç özlemedim. (23:45)
O kadar özlemedim ki seni ne yazdığın şeylere, ne de fotoğraflarımıza bakıyorum. Bakamıyor olmakla ilgilisi yok ya gerek duymuyorum. Hem bakmazsam eğer kaçamazlar bir yere. Bir kutuya -kalp şeklinde evet- ve bir dosyaya kapatılıp hiç değişmeden öyle kalabilirler. Ama itiraf edeceğim dün çerçevenin içindeki fotoğrafın arkasına baktım. Üstüne de kaydettiğim ekran görüntülerinden sadece bir geceye ait olanı okudum. Ben Kayseri'de hasta olmuş uyuyorken yazdıkların denk geldi. Tabii ki de ağlamadım, seninle konuşmak istemedim ve seni hiç özlemedim. (00:00*)
Doğru, kabullenmek hiç bana göre bir şey olmadı. Şimdi de değil zaten. Kendi doğrularım, düşündüklerim bana bunları yaptırıyor. Benim beynim dışında dönen her şey bunun aksinin olmasını gerektiğini işaret ederken hem de. Ama fark ettim ki sen aynısın. Aptalca o kadar çok şey söylemek istedim ki sana, nasıl yapmadığımı bilmiyorum. Saçma bir şekilde 'önce ben sordum' dedikten sonra beynim yandı, hiçbir şey olmamış gibi 4 aydır başımdan geçen her şeyi anlatıp sonunda da seni nasıl hiç özlemediğimi söylemek istedim. (00:14)
İyi ki yapmadım mı, keşke yapsaydım mı diye düşünüyorum bilmiyorum. Ama objektif oluyorum, duruma bakacak olursak artık sessiz kalmam en iyisi galiba. Kafamın içinde o kadar çok seslendim ki sana sesim kısıldı. Yazmak zorunda kaldım bu sefer. Özellikle egosundan güç alan biri olarak, gücümün yetmediği bir şeyle karşılaşmış olduğumu düşünmek git gide düşürüyor gardımı.
Özetle sensiz yaşamak konusunda artık tam bir uzmanım, zaten hiç de zorlanmamıştım. (00:25)
Seni ve senin varlığınla gelen aidiyet hissini de hiç özlemedim, varlığına ihtiyaç duymuyorum. (00:27)
Tahmin edeceğin üzere etrafımda benimle 'konuşmak' isteyen fazlasıyla insan var ama onlarla konuşmayı pek tercih edemiyorum. Aynı şekilde seninle de konuşmayı hiç istemiyorum. (00:29)
Gelecek hakkında hiçbir endişem yok, gerçek aşk denilen şeyi bulacağıma ve onun sen olmadığına adım gibi eminim. (00:31)
Bir daha kimseyi seni sevdiğim kadar sevemeyeceğimi hiç düşünmüyorum. (00:32)
Bir daha kimsenin beni, senin beni sevdiğin kadar saf, gerçek ve büyük sevemeyecek olmasından hiç korkmuyorum. (00:34)
Bütün bunların geride kalmasını ve biz yine Masal Evi'nde oturup ne saçma şeyler yapmışız diye üzülürken birbirimizi teselli etmeyi katiyen istemiyorum. (00:37)
Bunları hatırlayıp yazarken şimdi tabii ki de ağlamıyorum. (00:39)
Zaten şimdi de seni sevmiyorum. (00:46)
Ve sevgilim, seni hiç ama hiç özlemedim. (00:50)
En çok üzüldüğüm şey kimsenin beni gerçekten anlayamıyor oluşu. Herkesin söyleyecek bir şeyi var elbette. Ben de kendimi duymak istemediğim için çok fazla dinliyorum insanları. Ama kimsenin lafına aldırış edemiyorum da bir yandan. Dediğim gibi herhangi birinin bütün bu süreci, beni, hissettiklerimi anlama ihtimali yok. Üzülüyorum buna çünkü sen olsaydın beni anlardın. Beni, bana anlatırdın. Bir şey söylememe gerek kalmadan yüzümden, bir bakışımdan her şeyi anlardın.
Diğer taraftan da ben kimsenin davranışını anlayamıyorum. Kim, neyi, ne amaçla yapıyor, ne düşünüyor anlam veremiyorum. Halbuki benim, senin ne düşündüğünü, hislerini anlamam için koca gözlerine bir kere bakmam yeterdi. Kafandaki her şey bana akardı senden.
İşte uzun zamandır anlayamadığım ve anlaşılamadığım bir dünyaya tıkılıp kaldığım için mutsuzum. Yoksa seni hiç özlemedim. (23:20)
Bu düşüncenin bir ileri hali ise bundan sonra hep bu dünyada yaşamak zorunda olduğumu hissetmem. Çünkü sen yoksun. Konuya artık daha sakin bakıyorken özellikle, ne kadar çok olmanı istesem de yoksun. Ve bu da demek oluyor ki bir daha kimse beni anlayamayacak, gerçek Güneş'i kimse göremeyecek. Ben de boşu boşuna görmelerini istemeyeceğim. Biliyorum ki gerçek seni de benden başka görecek bir insan yok bu dünyada. Ama hayır, gerçek seni de zaten hiç özlemedim. (23:23*)
Bir sonraki düşünce silsilesi ise "neden" başlığıyla çıkıyor karşıma. Bu başlık altında sorabileceğim yüzlerce soruyu yumurta kafam kendi kendine soruyor ve bu da her gün bir tahta parçamı daha alıyor benden. Soru demişken tabi merak ettiğim de bir o kadar şey var. Mesela evimize başkasını soktun mu? Bu tarz soruları da kendime sormazsam eğer eksilere düşmüş huzur seviyem en azından biraz kendini toparlayabilir diye düşünüyorum ama henüz bir çare bulamadım. Hep aynı şeyleri de dert ediyor değilim. Yeni sorularım da var, mesela şimdi Bolu'dasın ve daha önce bahsettiğin etkiyi yaratan odada mı uyudun, yine elin telefonuna gitti mi? Yani beni, benimle konuşmayı özledin mi? He, bana sorarsan ben tabii ki seni hiç özlemedim. (23:35)
Çözüm bulma aşamasına geldiğimdeyse yapmam gerekenin çok net bir şekilde farkına varıyorum: zaman makinesini icat etmek! Henüz karar veremediğim nokta ise geleceğe gidip ne işler karıştırmışız veya karıştırmamışız diye bakıp, geri döndüğümde bunun -iyi ya da kötü- verdiği rahatlıkta yaşamayı mı tercih edeceğim yoksa 14 yaşıma gidip bir daha şu ana hiç dönmeyecek miyim... İlk seçenekteki riski alamam sanırım ama dediğim gibi henüz bir karara varmış değilim. İkincisini yaparsam iki küçük çocuk olacağız tekrar ama nasıl olsa ben küçük seni de hiç özlemedim. (23:45)
O kadar özlemedim ki seni ne yazdığın şeylere, ne de fotoğraflarımıza bakıyorum. Bakamıyor olmakla ilgilisi yok ya gerek duymuyorum. Hem bakmazsam eğer kaçamazlar bir yere. Bir kutuya -kalp şeklinde evet- ve bir dosyaya kapatılıp hiç değişmeden öyle kalabilirler. Ama itiraf edeceğim dün çerçevenin içindeki fotoğrafın arkasına baktım. Üstüne de kaydettiğim ekran görüntülerinden sadece bir geceye ait olanı okudum. Ben Kayseri'de hasta olmuş uyuyorken yazdıkların denk geldi. Tabii ki de ağlamadım, seninle konuşmak istemedim ve seni hiç özlemedim. (00:00*)
Doğru, kabullenmek hiç bana göre bir şey olmadı. Şimdi de değil zaten. Kendi doğrularım, düşündüklerim bana bunları yaptırıyor. Benim beynim dışında dönen her şey bunun aksinin olmasını gerektiğini işaret ederken hem de. Ama fark ettim ki sen aynısın. Aptalca o kadar çok şey söylemek istedim ki sana, nasıl yapmadığımı bilmiyorum. Saçma bir şekilde 'önce ben sordum' dedikten sonra beynim yandı, hiçbir şey olmamış gibi 4 aydır başımdan geçen her şeyi anlatıp sonunda da seni nasıl hiç özlemediğimi söylemek istedim. (00:14)
İyi ki yapmadım mı, keşke yapsaydım mı diye düşünüyorum bilmiyorum. Ama objektif oluyorum, duruma bakacak olursak artık sessiz kalmam en iyisi galiba. Kafamın içinde o kadar çok seslendim ki sana sesim kısıldı. Yazmak zorunda kaldım bu sefer. Özellikle egosundan güç alan biri olarak, gücümün yetmediği bir şeyle karşılaşmış olduğumu düşünmek git gide düşürüyor gardımı.
Özetle sensiz yaşamak konusunda artık tam bir uzmanım, zaten hiç de zorlanmamıştım. (00:25)
Seni ve senin varlığınla gelen aidiyet hissini de hiç özlemedim, varlığına ihtiyaç duymuyorum. (00:27)
Tahmin edeceğin üzere etrafımda benimle 'konuşmak' isteyen fazlasıyla insan var ama onlarla konuşmayı pek tercih edemiyorum. Aynı şekilde seninle de konuşmayı hiç istemiyorum. (00:29)
Gelecek hakkında hiçbir endişem yok, gerçek aşk denilen şeyi bulacağıma ve onun sen olmadığına adım gibi eminim. (00:31)
Bir daha kimseyi seni sevdiğim kadar sevemeyeceğimi hiç düşünmüyorum. (00:32)
Bir daha kimsenin beni, senin beni sevdiğin kadar saf, gerçek ve büyük sevemeyecek olmasından hiç korkmuyorum. (00:34)
Bütün bunların geride kalmasını ve biz yine Masal Evi'nde oturup ne saçma şeyler yapmışız diye üzülürken birbirimizi teselli etmeyi katiyen istemiyorum. (00:37)
Bunları hatırlayıp yazarken şimdi tabii ki de ağlamıyorum. (00:39)
Zaten şimdi de seni sevmiyorum. (00:46)
Ve sevgilim, seni hiç ama hiç özlemedim. (00:50)
26 May 2013
Vefasızdır Unutmalar
Beraber başladığımız bu zor yolculuk, sanırım yordu seni. Bahaneler arıyorsun bugünlerde. Arama, başka kalıplara girme boşuna. Yapamazsın, sen hiçbir kalıba giremezsin. Söylemek istediklerini olduğu gibi katıksız söyle.
Bu kadar zorlandığına göre, tanırım seni, senden istenenleri, ezberletilenleri söyleyeceksin. Anlıyorum, haydi başla öyleyse. Dört gözle bu anı bekleyen et yığınları bayram etsin. İnsanlığı, sevgiyi bir kez daha satın aldıklarını sansınlar. O zavallılıklarını bir türlü görmek istemeyen, gerçekler karşısında deve kuşu gibi başlarını kuma gömen insan kılığındaki mahluklar derin bir oh çeksinler. Bitti desinler. Haydi başla inanmadıklarını, zorla ezberletilenleri söylemeye. Şampanyalar hazırlanmış, bekletme daha fazla. Sonum olacağını düşünüyorlar.
Yazık. Her zaman olduğu gibi yine yanılacaklar. Onların atmaya hazırladıkları zafer çığlıkları benim başlangıcım, yeni güzelliklerin doğum sancıları olacak. Sevgim, bana bağışladığın şekliyle tüm sanlarında, acabalarında, keşkelerinde ebediyen yaşayacak. Ne bendeki seni, ne sendeki beni silebilecekler. Senin bile yokluğumu kabullenmeye başladığın hiç ummadığın bir anda ben saracağım her yeri. Ben dolacağım odana ışık ışık. Ben sarılacağım, sırnaşık sarmaşıklar gibi sana.
Gün olacak bir yudum su, bir dilim ekmek, gün olacak bir nefeslik oksijen, bir mumluk ışık olup yaklaşacağım sana.
Adın, adımın her anıldığı yerde beraber anılacak.
Unutma,
Unutmaların hiçbirinde ben olmayacağım. Vefasız olmayacak adım.
Unutma,
Bensizlik, benimle olmaktan daha da zor olacak.
Hami ÜNAL
25 May 2013
Ölmüş Olmalıyım
Delirmiş olmalıyım nihayet
Deli olduğuma
Önce kendim
Sonra sen
Sonra da çevrem inanmalı
Beynim yok olmuş düşünmüyor
Duvardaki saatle beraber
Kalbim de durmuş
Çarpmıyor
Delirerek ölmüşüm anlaşılan
Gözlerim neden açık
Sabaha da çok var daha
Halı üzerinde nasıl yatacağım
Kimsenin haberi de yok
İlk kim duyacak
İlk kim bulacak
Soğuyan cesedimi
Keşke sen gelebilsen
İlk sen ağlasan başucumda
Üzerime kapanarak
Çarşaf örtme üzerime
Korkabilirim
Sevgini yığ üzerime
Şiirlerimi kimseye göstermeden sen al
Sevdamla beraber tek mirasım sana
Elimi son defa avuçlarına al
Acele et
Birazdan dolacak oda
Fırsat bulursan
Kimse gelmeden son kez öp
Gözlerimden
Ayrılık getirir derler bilirsin
Biz doğrulamış oluruz böylece
Kim göğsüme vurarak ağlayan
Tanımıyorum
Ölmüş olduğumdan
Soramıyorum da kimseye
Sana niye öyle bakıyorlar
Tanıyamadılar herhalde
Artık yabancı gibisin
Kendimden çok sana acıyorum
Keşke bir şeyler yapabilsem
Sessizce gitme
Ne olur biraz daha kal
Hiç olmazsa birisi
Gözümü kapatana kadar
Korkma artık
Bitti her şey biz bitirmeden
Ben ölmüşüm
Korkuların azalmıştır umarım
Anneme söylemeyin öldüğümü
Seyahatte deyin
Dayanamaz yüreği
İşte doldu oda
Kardeşlerim enişteler yeğenler
Halam nasıl gelmiş
Çocuklarım nerede
Seni göremiyorum
Fazla uzaklaşma bilirsin
Sensizlikten hep korktum
Yine korkuyorum
Tamamlandı işte
Tanıdık tanımadık doldu oda
İş yerimden kimseyi göremiyorum
Servis arkadaşlarım da yok
Sabaha gelirler herhalde
Bırak istedikleri gibi gömsünler
Hoca bildiği duaları okusun boşuna
Ne Tanrı umursayacak
Ne de ben
Zira Tanrı yarattığına
Ben yaratıldığıma pişman
Herkesle beraber sen de git
Gelme bir daha
Tazeleme acını
Sorumlulukların sevdiklerin var
Acı da olsa
Yaşama bağlısın
Unutmaya çalış
Kuvvetli ve mantıklısın
Merak etme beni
Tanrıyla bile kavga etmeyeceğim
Artık
Son gecemiz bu gece
Sabah ne kaldı bilmiyorum
Sanırım
Sanırım düşüncelerimi okuyorsundur yine
Bugün
Gazetede bir haber vardı
Ölüler isterse yakılacak diye
Hep korkardım mezardan
Şimdi söyleyebilir misin
Yakalım diye
Kim karar verecek benden başka
Yakın diyorum öyleyse
Yakarlarsa yanımda ol diye
Ben yanarken
Karşı çıkarlarsa
Gömerken bakma cesedime
Dayanamam
Vazgeçebilirim ölmekten
Gücüm de yok
Mezarımı düşünme
Kaybolsun zamanla
Vicdanla ilgisi yok
Birileri uğrayacaktır muhakkak
Ya da
Hiç tanımayanlar bile
Tüm ölmüşlere diyerek
Başlayacaklardır duaya
Deli olduğuma
Önce kendim
Sonra sen
Sonra da çevrem inanmalı
Beynim yok olmuş düşünmüyor
Duvardaki saatle beraber
Kalbim de durmuş
Çarpmıyor
Delirerek ölmüşüm anlaşılan
Gözlerim neden açık
Sabaha da çok var daha
Halı üzerinde nasıl yatacağım
Kimsenin haberi de yok
İlk kim duyacak
İlk kim bulacak
Soğuyan cesedimi
Keşke sen gelebilsen
İlk sen ağlasan başucumda
Üzerime kapanarak
Çarşaf örtme üzerime
Korkabilirim
Sevgini yığ üzerime
Şiirlerimi kimseye göstermeden sen al
Sevdamla beraber tek mirasım sana
Elimi son defa avuçlarına al
Acele et
Birazdan dolacak oda
Fırsat bulursan
Kimse gelmeden son kez öp
Gözlerimden
Ayrılık getirir derler bilirsin
Biz doğrulamış oluruz böylece
Kim göğsüme vurarak ağlayan
Tanımıyorum
Ölmüş olduğumdan
Soramıyorum da kimseye
Sana niye öyle bakıyorlar
Tanıyamadılar herhalde
Artık yabancı gibisin
Kendimden çok sana acıyorum
Keşke bir şeyler yapabilsem
Sessizce gitme
Ne olur biraz daha kal
Hiç olmazsa birisi
Gözümü kapatana kadar
Korkma artık
Bitti her şey biz bitirmeden
Ben ölmüşüm
Korkuların azalmıştır umarım
Anneme söylemeyin öldüğümü
Seyahatte deyin
Dayanamaz yüreği
İşte doldu oda
Kardeşlerim enişteler yeğenler
Halam nasıl gelmiş
Çocuklarım nerede
Seni göremiyorum
Fazla uzaklaşma bilirsin
Sensizlikten hep korktum
Yine korkuyorum
Tamamlandı işte
Tanıdık tanımadık doldu oda
İş yerimden kimseyi göremiyorum
Servis arkadaşlarım da yok
Sabaha gelirler herhalde
Bırak istedikleri gibi gömsünler
Hoca bildiği duaları okusun boşuna
Ne Tanrı umursayacak
Ne de ben
Zira Tanrı yarattığına
Ben yaratıldığıma pişman
Herkesle beraber sen de git
Gelme bir daha
Tazeleme acını
Sorumlulukların sevdiklerin var
Acı da olsa
Yaşama bağlısın
Unutmaya çalış
Kuvvetli ve mantıklısın
Merak etme beni
Tanrıyla bile kavga etmeyeceğim
Artık
Son gecemiz bu gece
Sabah ne kaldı bilmiyorum
Sanırım
Sanırım düşüncelerimi okuyorsundur yine
Bugün
Gazetede bir haber vardı
Ölüler isterse yakılacak diye
Hep korkardım mezardan
Şimdi söyleyebilir misin
Yakalım diye
Kim karar verecek benden başka
Yakın diyorum öyleyse
Yakarlarsa yanımda ol diye
Ben yanarken
Karşı çıkarlarsa
Gömerken bakma cesedime
Dayanamam
Vazgeçebilirim ölmekten
Gücüm de yok
Mezarımı düşünme
Kaybolsun zamanla
Vicdanla ilgisi yok
Birileri uğrayacaktır muhakkak
Ya da
Hiç tanımayanlar bile
Tüm ölmüşlere diyerek
Başlayacaklardır duaya
Hami ÜNAL
01 April 2013
Mutlu
Karanlık odada,
Kocaman yorganlı yatağımda
Saniyeler gibi geçti saatler.
Uyanıp,
Bütün gerçekleri hatırlayıp
Uykuya daldım tekrar.
Bedenim uyudu, zihnim açık.
Zihnim hep açık.
Kitap okumak,
Ders çalışmak,
Yaşamak...
Hepsi için zihnim fazla açık.
Dönüp duruyor aynı şeyler.
Ya diyorum,
Ya gece uyurken nefes alamazsam bir anda?
Hisseder misin?
Korkar mısın yine?
Hep senin bu kıvırcık kafa.
Yine sana yazıyor bu sevdiğin eller de
Ben artık kendimi affedemiyorum.
Kendimi kandıramıyorum.
Kalp kırıklığı değil,
Hayal kırıklığı bütün bunlar.
Kalbim işin aslını,
Olacakları biliyor zaten.
O aynadan çıkartınca onu,
Gözünün önünden kaldırınca değişir mi sandın?
Biz yine buluruz birbirimizi.
Ama en güzel yaptığım şeyi,
Seni böyle kör sevmeyi unutmaktan korkuyorum.
Bu dünya her zaman seni sevmekle yaşamak arasındaydı.
Yaşamayı unuttum da bugüne kadar,
Seni nasıl sevdiğimi, seveceğimi bir türlü unutmadım.
Sana rağmen unutamadım.
Mutlu musun artık panda,
Mutlu musun bensiz?
Kocaman yorganlı yatağımda
Saniyeler gibi geçti saatler.
Uyanıp,
Bütün gerçekleri hatırlayıp
Uykuya daldım tekrar.
Bedenim uyudu, zihnim açık.
Zihnim hep açık.
Kitap okumak,
Ders çalışmak,
Yaşamak...
Hepsi için zihnim fazla açık.
Dönüp duruyor aynı şeyler.
Ya diyorum,
Ya gece uyurken nefes alamazsam bir anda?
Hisseder misin?
Korkar mısın yine?
Hep senin bu kıvırcık kafa.
Yine sana yazıyor bu sevdiğin eller de
Ben artık kendimi affedemiyorum.
Kendimi kandıramıyorum.
Kalp kırıklığı değil,
Hayal kırıklığı bütün bunlar.
Kalbim işin aslını,
Olacakları biliyor zaten.
O aynadan çıkartınca onu,
Gözünün önünden kaldırınca değişir mi sandın?
Biz yine buluruz birbirimizi.
Ama en güzel yaptığım şeyi,
Seni böyle kör sevmeyi unutmaktan korkuyorum.
Bu dünya her zaman seni sevmekle yaşamak arasındaydı.
Yaşamayı unuttum da bugüne kadar,
Seni nasıl sevdiğimi, seveceğimi bir türlü unutmadım.
Sana rağmen unutamadım.
Mutlu musun artık panda,
Mutlu musun bensiz?
23 March 2013
Gece Yarısı
Maziden gelir hayaletler,
Fırsatını bulunca avlarlar seni bir gece yarısı.
Güneşli bir günün ardından gelen o karanlıkta,
Hepsinin, her birinin bir yerlerde yazılıdır anısı.
Gözlerinden yaşlar akar da sesin çıkmaz ya.
Bakarsın, ellerinde kan, gözlerinde kan...
Çılgınca koşarsın ama bir yere ulaşamazsın da
Vardığı yerde değil, durduğu yerde yaşlanıyor insan.
Yetmiş yedinci defa sevilecek bu hikaye.
Sıcak bir çarşamba sabahı yağarken yağmur,
Soğuk bir perşembe sabahı ağlarken İstanbul...
Aşka aşıksın diye deli diyorlarsa sana,
Ve bu delilik en büyük miras ise sana kalan.
Bırak onlar dönüp dursun bok çukurlarında,
Her delinin içinde vardır bir kafiye sessizce yatan.
Ben yazıyorsam sana yine bir gece yarısı,
Sen değil de ağlayan gözlerin girmiştir aklıma.
Gözlerin bırakmazdı ya beni, onların da sen girdin haince kanlarına.
Ben yazıyorsam sana yine bir gece yarısı,
Kör karanlık kış gecesinde yaz sıcağı kokun gelmiştir burnuma.
Ben yazıyorsam sana yine bir gece yarısı,
'Özledim' diyemediğimdendir, üzülmekten değil.
Ve ben yazıyorsam sana yine bir gece yarısı,
'Sevgiden değil' desinler, sevgiden değil.
Babası da böyleydi, sırf yazmaktan dinmezdi acısı.
Fırsatını bulunca avlarlar seni bir gece yarısı.
Güneşli bir günün ardından gelen o karanlıkta,
Hepsinin, her birinin bir yerlerde yazılıdır anısı.
Gözlerinden yaşlar akar da sesin çıkmaz ya.
Bakarsın, ellerinde kan, gözlerinde kan...
Çılgınca koşarsın ama bir yere ulaşamazsın da
Vardığı yerde değil, durduğu yerde yaşlanıyor insan.
Yetmiş yedinci defa sevilecek bu hikaye.
Sıcak bir çarşamba sabahı yağarken yağmur,
Soğuk bir perşembe sabahı ağlarken İstanbul...
Aşka aşıksın diye deli diyorlarsa sana,
Ve bu delilik en büyük miras ise sana kalan.
Bırak onlar dönüp dursun bok çukurlarında,
Her delinin içinde vardır bir kafiye sessizce yatan.
Ben yazıyorsam sana yine bir gece yarısı,
Sen değil de ağlayan gözlerin girmiştir aklıma.
Gözlerin bırakmazdı ya beni, onların da sen girdin haince kanlarına.
Ben yazıyorsam sana yine bir gece yarısı,
Kör karanlık kış gecesinde yaz sıcağı kokun gelmiştir burnuma.
Ben yazıyorsam sana yine bir gece yarısı,
'Özledim' diyemediğimdendir, üzülmekten değil.
Ve ben yazıyorsam sana yine bir gece yarısı,
'Sevgiden değil' desinler, sevgiden değil.
Babası da böyleydi, sırf yazmaktan dinmezdi acısı.
10 March 2013
Merhaba, Yine Ben.
Melankoliyi, yazmayı özlemiş bir kızın uzun zaman sonra ilk denemeleri bunlar. Daha çocuk bir adamın arkasından yazılanlar. Ve her zaman bana şarkı sözlerini yaşatan o çocuk adamın yokluğu buralarda yine. Geldiğinde "ne yaptığımı, ne düşündüğümü bilmiyordum" demek için gitti ve benim elimde de yine aynı şarkının sözleri...
"Sevip de söyleyemediğim şarkılar var, bir dizesini asla hatırlayamadığım şiirler... Keşke, keşke o ben olsaydım dediğim hikaye kadınları... Düşlerim var, uyandığımda yalnızca başını hatırladığım ve asla sonuna kadar görmeyi beceremediğim. Bir adam var düşümde, tam dokunacakken uyandırıldığım. Bir adam, sonumuzun ne olacağını hiç öğrenemediğim... Bir adam var diyorum, düşünüp düşümden ayrı kaldığım..."
Bu zamana kadar öyle çok denedim ki düşümden uyanmamayı, uyandığımda ne yapacağımı, nasıl yapacağımı hatırlamıyordum sanki. Ne önümde bir yol görebildim ne de arkamda bir iz. Halbuki uyandığım hayat benim asıl hayatımdı, diğeriyse düş, aldatmaca hatta yalan.
Ne güçlüymüşüm meğer. Her düştüğümde daha büyük kalktım ayağa, her kalktığımda da daha ağır düştüm. Ne büyük güvenmiş içimde beslediğim. Her düşüşten sonra beni iten aynı eli tuttum tekrar ve tekrar. Bütün anlamları kendim yükledim, sanki evrenin söylediklerini dinlermiş gibi yapıp, onun yerine kendi düşüncelerimi duydum. Aslında işaretlerin en büyüğü de bütün bu olanlardı zaten. Her şey olması gerektiği gibi yaşandıysa, yaşanıyorsa ve bunların hepsi o hayattaki tek bir kişiyle sonsuza kadar mutlu olabilmek içinse neden kalbim kırık? Neden bu kadar masum bir konuda evren adaletsizlik yapmış olabilir ki? Çünkü asıl meselenin bu olduğunu kimse fısıldamadı kulağıma, ben sadece öyle olduğuna inanmak istedim. Çok sevgili bir arkadaşımın da dediği gibi, her şey kafamda büyüttüğüm kadardı.
Aşk benim için hala gerçek, hala dünyada her insan için tek bir tane var. Sadece ben henüz karşılaşacak kadar şanslı değilmişim ve evet, öyle olduğumu zannetmişim.
Uyuduğumda, düşlerimde benimle olan adam benim çocukluğum, güzel hatıralarım... Gerçekten düşündüğüm gibi daha fazlası olsaydı, bunların hiçbiri yaşanmazdı.
İstediğim son şey büyümek, olgunlaşmakken ne çok büyüdüm, ne çok öğrendim. Artık daha sağlam basıyorum hayata, daha emin ilerliyorum. Ama bütün bunlara rağmen olacaklardan, alacağı darbelerden habersiz o sevgi dolu, masum küçük kız olabilmeyi gerçekten çok isterdim.
"Sevip de söyleyemediğim şarkılar var, bir dizesini asla hatırlayamadığım şiirler... Keşke, keşke o ben olsaydım dediğim hikaye kadınları... Düşlerim var, uyandığımda yalnızca başını hatırladığım ve asla sonuna kadar görmeyi beceremediğim. Bir adam var düşümde, tam dokunacakken uyandırıldığım. Bir adam, sonumuzun ne olacağını hiç öğrenemediğim... Bir adam var diyorum, düşünüp düşümden ayrı kaldığım..."
Bu zamana kadar öyle çok denedim ki düşümden uyanmamayı, uyandığımda ne yapacağımı, nasıl yapacağımı hatırlamıyordum sanki. Ne önümde bir yol görebildim ne de arkamda bir iz. Halbuki uyandığım hayat benim asıl hayatımdı, diğeriyse düş, aldatmaca hatta yalan.
Ne güçlüymüşüm meğer. Her düştüğümde daha büyük kalktım ayağa, her kalktığımda da daha ağır düştüm. Ne büyük güvenmiş içimde beslediğim. Her düşüşten sonra beni iten aynı eli tuttum tekrar ve tekrar. Bütün anlamları kendim yükledim, sanki evrenin söylediklerini dinlermiş gibi yapıp, onun yerine kendi düşüncelerimi duydum. Aslında işaretlerin en büyüğü de bütün bu olanlardı zaten. Her şey olması gerektiği gibi yaşandıysa, yaşanıyorsa ve bunların hepsi o hayattaki tek bir kişiyle sonsuza kadar mutlu olabilmek içinse neden kalbim kırık? Neden bu kadar masum bir konuda evren adaletsizlik yapmış olabilir ki? Çünkü asıl meselenin bu olduğunu kimse fısıldamadı kulağıma, ben sadece öyle olduğuna inanmak istedim. Çok sevgili bir arkadaşımın da dediği gibi, her şey kafamda büyüttüğüm kadardı.
Aşk benim için hala gerçek, hala dünyada her insan için tek bir tane var. Sadece ben henüz karşılaşacak kadar şanslı değilmişim ve evet, öyle olduğumu zannetmişim.
Uyuduğumda, düşlerimde benimle olan adam benim çocukluğum, güzel hatıralarım... Gerçekten düşündüğüm gibi daha fazlası olsaydı, bunların hiçbiri yaşanmazdı.
İstediğim son şey büyümek, olgunlaşmakken ne çok büyüdüm, ne çok öğrendim. Artık daha sağlam basıyorum hayata, daha emin ilerliyorum. Ama bütün bunlara rağmen olacaklardan, alacağı darbelerden habersiz o sevgi dolu, masum küçük kız olabilmeyi gerçekten çok isterdim.
Subscribe to:
Comments (Atom)